E-ISSN 2602-4837
The Turkish Journal of Ear Nose and Throat - Tr-ENT: 23 (4)
Volume: 23  Issue: 4 - 2013
INVITED REVIEWS
1.The use and possible complications of graft materials in rhinoplasty
Kadir Serkan Orhan, Ayça Başkadem Yılmazer
PMID: 23834129  doi: 10.5606/kbbihtisas.2013.59852  Pages 201 - 206
Rinoplasti, burundan yapılan solunumu, burnun görüntüsünü, zihinsel iyilik halini ve özgüveni iyileştirmek için yapılır. Rinoplastide en önemli etmenler cerrahın deneyimi ve denge ve güzellik hissidir. Yüz güzelliği, burun başta olmak üzere, yüzdeki unsurların denge ve simetrisine bağlıdır. Denge ise, burnun çeşitli kısımlarının büyütülmesi veya küçültülmesi ile elde edilebilir. Rinoplasti ameliyatlarında greftleme, dikiş tekniklerinin yanı sıra, en sık kullanılan tekniktir. Günümüzde hem primer hem de revizyon rinoplasti ameliyatlarında burun yapısını desteklemek, burnu büyütmek ve burun konturunu düzletmek için greftleme sıkça kullanılır. Bu nedenle cerrahın greftleme tekniklerine hakim olması beklenir. Bunun yanı sıra uygun cerrahi tekniklerin kullanımı, cerrahın deneyimi, hasta seçimi ve düzenli takip işlemin başarısını etkiler.
Rhinoplasty is indicated for improving nasal breathing, the appearance of the nose, mental well-being and self-confidence. In rhinoplasty, the most important factors are the surgeon’s experience and sense of balance and beauty. Facial beauty is related to balance and the symmetry of different parts of the face, including the nose. Balance can be achieved by augmentation or reduction of the various parts of the nose. In rhinoplasty surgery, grafting has become the most widely used technique as well as suture techniques. Currently, grafting is frequently used to support the nasal structure, augment the nose, and correct the nasal contour both in primary and revision rhinoplasty surgery. Therefore, it is expected that surgeon must be comfortable with grafting techniques. Of note, not only the use of suitable surgical techniques, but also the surgeon’s experience, patient selection, and regular follow-up influence the success of the procedure.

ORIGINAL ARTICLE
2.Our endoscopic transcanalicular multidiode laser dacryocystorhinostomy results through bicanalicular silicone tube intubation
Mehmet Özgür Zengin, Erdem Eren
PMID: 23834130  doi: 10.5606/kbbihtisas.2013.34735  Pages 207 - 210
Amaç: Bu çalışmada bikanaliküler silikon tüp entübasyonu (BSTE) ile transkanaliküler multidiod lazer dakrosistorinostomi (TMDL-DSR) uygulamasının sonuçları değerlendirildi.
Hastalar ve Yöntemler: Eylül 2011 ve Mart 2012 tarihleri arasında daha önce ameliyat olmamış, gözlerinde sulanma yakınması olan ve nazolakrimal kanal tıkanıklığı tespit edilen, endoskopik silikon tüp ile TMDL-DSR cerrahisi yapılan 43 hastanın (24 erkek, 19 kadın; ort. yaş 53.6±4.1 yıl; dağılım 37-69 yıl) 43 gözü bu çalışmaya dahil edildi. Ameliyat sonrası dönemde hastalar değerlendirildi. Takip döneminde bulgu ve belirtilerde başlangıca göre görülen değişiklikler ve entübasyon süresi kaydedildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı, 53.6 yıl (dağılım 37-69 yıl) idi. Ortalama takip süresi 19.4±2.2 ay (dağılım 18-23 ay) idi. Ortalama cerrahi süresi 16.5 dk. (dağılım 11-32 dk.) idi. Cerrahi sonrası yedi hastada epifora izlendi. Otuz altı hastada nazolakrimal kanal açık olarak değerlendirildi. Cerrahi başarı oranı %83.7 olarak saptandı.
Sonuç: Nazolakrimal stenoz tedavisinde BSTE ile TMDL-DSR uygulaması etkili ve güvenli bir yöntemdir.
Objectives: This study aims to evaluate the results of transcanalicular multidiode laser dacryocystorhinostomy (TMDL-DCR) through bicanalicular silicone tube intubation (BSTI).
Patients and Methods: Between September 2011 and March 2012, treatment-naïve 43 eyes of 43 patients (24 males, 19 females; mean age 53.6±4.1 years; range 37 to 69 years) who presented with the complaint of watery eyes with a nasolacrimal duct obstruction and underwent TMDL-DCR through endoscopic silicone tube were included. Patients were assessed postoperatively. During follow-up, changes from baseline in signs and symptoms and the duration of intubation were recorded.
Results: The mean age of the patients was 53.6 years (range, 37 to 69 years). The mean follow-up was 19.4±2.2 months (range, 18 to 23 months). The mean duration of surgery was 16.5 min (range, 11 to 32 min). Epiphora was seen in seven patients following surgery. Nasolacrimal duct was open in 36 patients. The success rate was 83.7%.
Conclusion: Transcanalicular multidiode laser DCR through BSTE is an effective and safe method in the management of nasolacrimal stenosis.

3.Closed reduction of zygoma tripod and isolated arch fractures with Volkmann bone hook
Özlem Ayşe Gündeşlioğlu, Çiğdem Özen, İrfan İnançlı, Lorenc Jasharrlari, Tuba Doldurucu, Zeynep Altuntaş, Mehmet Bekerecioğlu
PMID: 23834131  doi: 10.5606/kbbihtisas.2013.35467  Pages 211 - 216
Amaç: Bu çalışmada zigoma tripod ve ark kırıklarının tedavisinde internal tespit uygulanmaksızın kapalı redüksiyon tekniğinin etkinliği araştırıldı.
Hastalar ve Yöntemler: Haziran 2011 - Aralık 2012 tarihleri arasında zigoma tripod kırığı ve izole ark kırığı nedeniyle Volkman kemik kancası kullanılarak kapalı redüksiyon tekniği ile ameliyat edilen yedi hastaya (2 kadın, 5 erkek; ort. yaş 49.1 yıl dağılım 34-76 yıl) ait tıbbi veriler retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların simetri ve fonksiyonel bulguları, ameliyattan sonra üç ve altıncı aylarda değerlendirildi.
Bulgular: Kapalı redüksiyon tekniği ile ilişkili herhangi bir komplikasyon gözlenmedi. Geç dönemde başvuran ve izole zigoma ark kırığı olan bir hastada yetersiz redüksiyon oluştu.
Sonuç: Kemik kancası kullanılarak yapılan kapalı redüksiyon, izole zigoma ark kırıklarının yanı sıra komplike olmayan zigoma tripod kırıklarının tedavisinde tespit uygulanmaksızın, güvenle kullanılabilir.
Objectives: This study aims to investigate the effectiveness of closed reduction technique for the management of zygoma tripod or arch fractures without internal fixation.
Patients and Methods: Between June 2011 - December 2013, medical data of seven patients (2 females, 5 males; mean age 49.1 years; range 34 to 76 years) who were treated using closed reduction technique with Volkman bone hook due to zygoma tripod and isolated arch fractures were retrospectively analyzed. Symmetry and functional findings of the patients were assessed at three and six months postoperatively.
Results: No complication related to the closed reduction technique was observed. Inadequate reduction was seen in one patient with isolated zygoma arch fracture who was admitted in late-stage.
Conclusion: Closed reduction using a bone hook can be safely applied in the management of isolated zygoma arch fractures and non-complicated zygoma tripod fractures without fixation.

4.Effects of topical sprays on allergy-induced nasal obstruction in children
Mehmet Yaşar, İsmail Önder Uysal, Emine Elif Altuntaş, Ömer Cevit, Suphi Müderris
PMID: 23834132  doi: 10.5606/kbbihtisas.2013.27132  Pages 217 - 224
Amaç: Bu çalışmada allerjiye bağlı burun tıkanıklığının tedavisinde mometazon furoat burun spreyi, burun içi azelastin ve izotonik deniz suyu burun spreyinin etkinliği değerlendirildi.
Hastalar ve Yöntemler: Ekim 2007 - Ağustos 2008 tarihleri arasında alerjik rinit öyküsü olan 60 hasta (37 erkek, 23 kadın; ort. yaş 9.8±2.6 yıl; dağılım 7-16 yıl) çalışmaya dahil edildi. Laboratuvar yöntemleri olarak deri prik testi, burun sürüntü testi, fadiotop, total immünoglobulin E (IgE) ve tam kan sayımı yapıldı. Hastalar uygulanan topikal tedaviye göre 20’şerli üç gruba ayrıldı. Grup 1’deki hastalara azelastin, grup 2’dekilere mometazon furoat burun spreyi, grup 3’dekilere izotonik deniz suyu burun spreyi uygulandı. Burun pasaj hacmi, akustik rinometri aleti kullanılarak hesaplandı.
Bulgular: Mometazon furoat ve azelastin, izotonik deniz suyu burun spreyine kıyasla, daha etkin şekilde nazal konjesyonu azalttı ve burun hacmini artırdı.
Sonuç: Burun konjesyonunu azaltan ve burun hacmini artıran mometazon furoat ve azelastin, çocuklarda alerjik rinitin tedavisinde etkilidir.
Objectives: This study aims to evaluate the efficacy of mometasone furoate nasal spray, intranasal azelastine, and isotonic sea water nasal spray in the management of allergy-induced nasal obstruction.
Patients and Methods: Between October 2007 and August 2008 60 patients (37 males, 23 females; mean age 9.8±2.6 years; range 7 to 16 years) with a history of allergic rhinitis were included in the study. Laboratory assays including the skin prick test, nasal smear, phadiatop, total immunoglobulin E (IgE), and complete blood count test were performed. The patients were classified into three groups including 20 in each, according to the topical treatment administered. Patients in group 1 received azelastine, group 2 received mometasone furoate nasal spray, and group 3 received isotonic sea water nasal spray. Nasal passage volume was calculated using an acoustic rhinometry device.
Results: Azelastine and mometasone furoate decreased nasal congestion and increased nasal cavity volume more effectively, compared to isotonic sea water nasal spray.
Conclusion: Mometasone furoate and azelastine which decrease nasal congestion and increase nasal volume are effective in the management of allergic rhinitis in children.

5.An evaluation of the effects of adenoidectomy on voice and speech function in children
Medine Kara, Kayhan Öztürk, Bedri Özer
PMID: 23834133  doi: 10.5606/kbbihtisas.2013.09476  Pages 225 - 231
Amaç: Bu çalışmada adenoidektominin ses ve konuşma fonksiyonu üzerindeki muhtemel etkileri değerlendirildi.
Hastalar ve Yöntemler: Adenoid hipertrofisi tanısı konulan 36 çocuk (20 erkek, 16 kız; ort. yaş 8.22±1.86 yıl) ve 50 sağlıklı çocuk (23 erkek, 27 kız; ort. yaş 8.54±1.92 yıl) çalışmaya dahil edildi. Adenoidektomi ameliyatı yapılan çocuklarda ve kontrol grubunda ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası birinci hafta ve üçüncü ay akustik ve spektrografik analizler, ses analizi ve nazalans değerlendirmeleri yapıldı.
Bulgular: Adenoidektomi yapılan çocuklarda ses nazalansı ve F3 ve F4 formant değerlerinde anlamlı bir değişiklik gözlendi. Objektif ses analizi ile değerlendirildiği üzere, F0, shimmer %, amplitüd pertürbasyon oranı (APQ), jitter %, rölatif ortalama pertürbasyon (RAP), harmonik gürültü oranı (NHR) ve F1 ve F2 formant değerlerinde anlamlı bir değişikliğe rastlanmadı.
Sonuç: Çalışma bulgularımız, adenoidektominin nazofarenks ve üst solunum yolunun şekil ve boyutunu değiştirerek sesin rezonans ve nazalansı üzerinde etkili olabildiğini göstermektedir. Adenoidektominin ses kalitesinde anlamlı bir değişikliğe neden olmadığı ve güvenle uygulanabileceği görülmektedir.
Objectives: This study aims to evaluate the possible effects of adenoidectomy on voice and speech function.
Patients and Methods: Thirty-six children (20 boys, 16 girls; mean age 8.22±1.86 years) with adenoid hypertrophy and 50 healthy children (23 boys, 27 girls; mean age 8.54±1.92 years) were included in the study. Acoustic and spectrographic analyses, voice analysis and nasalance assessment were carried out preoperatively and at one week and three months postoperatively in children who underwent adenoidectomy operation and control group.
Results: A significant change in voice nasalance and F3 and F4 formants was observed in children who underwent adenoidectomy. There was no significant change in F0, shimmer %, amplitude perturbation quotient (APQ), jitter %, relative average perturbation (RAP), noise to harmonic ratio (NHR), F1 and F2 formant values, as assessed by objective voice analysis.
Conclusion: Our study results show that adenoidectomy may affect voice resonance and nasalance, changing the shape and size of nasopharynx and upper respiratory tract. Adenoidectomy seems to be safe without any significant change in the voice quality.

CASE REPORTS
6.Management of lingual hemangioma in a case with von Willebrand disease
Erkan Eski, Elif Gamze Koçlu, Erdinç Aydın, Işıl Adadan Güvenç, Halit Üner
PMID: 23834134  doi: 10.5606/kbbihtisas.2013.16023  Pages 232 - 234
Hemanjiomlar en sık görülen vasküler tümörler olup, von Willebrand hastalığı en sık görülen kalıtımsal kanama bozukluğudur. Bu yazıda, dilinde 1x1 cm lezyonu olan ve von Willebrand hastalığı bulunan 21 yaşında bir kadın olgu sunuldu. Lezyon, tam kat boyunca dilin orta çizgisinde üçte bir oranında ön kısımda yerleşmişti. Ameliyat öncesi hastaya kriyopresipitat uygulandı. Daha sonra lezyon lokal anestezi altında eksize edildi. Hitopatolojik inceleme sonucunda hemanjiyom görüldü. Ameliyat sonrasında kanama veya enfeksiyon gibi herhangi bir komplikasyon izlenmedi.
Hemangiomas are the most common vascular tumors and von Willebrand disease is the most common inherited bleeding disorder. In this article, we report a 21-year-old female who had von Willebrand disease presenting with 1x1 cm lesion of the tongue. The lesion was located at the anterior one-third in midline tongue throughout full-thickness. The patient was administered cryoprecipitate preoperatively. Then the lesion was excised under local anesthesia. Histopathological examination revealed a hemangioma. No complication such as bleeding or infection after the operation was observed.

7.Juvenile angiofibroma originating from the sphenoid sinus: a case report
İbrahim Gürkan Keskin, Kadri İla
PMID: 23834135  doi: 10.5606/kbbihtisas.2013.22605  Pages 235 - 238
Anjiyofibromlar, histolojik olarak benign, fakat lokal destrüktif etkisi olan kapsülsüz, oldukça vasküler tümörlerdir. Anjiyofibromlar çoğunlukla nazofarenks arka-yan duvardan köken alır. Ekstranazofarengeal anjiyofibromlar ise, son derece nadir olup, en sık maksiller ve etmoid sinüste izlenir. Bu makalede, baş ağrısı yakınmasıyla kliniğimize başvuran ve sfenoid sinüs kaynaklı anjiyofibrom izlenen 21 yaşında erkek bir olgu sunuldu.
Angiofibromas are histologically benign, but unencapsulated and highly vascular tumors with a potential of local destructive effect. Angiofibromas predominantly originate from the posterolateral wall of the nasopharynx. Extranasopharyngeal angiofibromas are extremely rare and mostly seen in maxillary sinus and ethmoid sinus. In this article, we report a 21-year-old male case who was admitted with headache and diagnosed with an angiofibroma originating from the sphenoid sinus.

8.Solitary fibrous tumor of the accessory parotid gland: a unique case
Tayfun Apuhan, Hans Iwenofu, Enver Özer
PMID: 23834136  doi: 10.5606/kbbihtisas.2013.42714  Pages 239 - 241
İzole fibröz tümörler, genellikle benign iğsi hücreli neoplazmlar olup, genellikle viseral plevradan köken alır. Cinsiyet ayrımı olmaksızın, 20 ila 70 yaş arasında sıkça görülür. Bilgimiz dahilinde, bu, literatürde aksesuvar parotis bezinden köken alan tek izole fibröz tümör olgusudur.
Solitary fibrous tumors are benign spindle-cell neoplasms, mostly originating from the visceral pleura. They are common in individuals aged 20-70 with no sex predilection. To our knowledge, this is the unique case of the solitary fibrous tumor originating from the accessory parotid gland in the literature.

9.Solitary plexiform neurofibroma of the buccal region unassociated with neurofibromatosis type 1
Vefa Kınış, Musa Özbay, Salih Bakır, Ayşe Nur Keleş
PMID: 23834137  doi: 10.5606/kbbihtisas.2013.46320  Pages 242 - 245
Nörofibrom, benign nöral bir tümördür. Bu tömürün pleksiform tipi, nadiren tek başına oral kavitede görülmektedir. Bu yazıda nörofibromatöz tip 1’in diğer bulguları veya aile öyküsü olmadan, bukkal bölgede izole olarak ortaya çıkan pleksiform nörofibrom izlenen 18 yaşında erkek bir olgu sunuldu.
Neurofibroma is a benign neural tumor. Plexiform type of this tumor is rarely seen in oral cavity in solitary form. In this article, we present an 18-year-old male case with an isolated plexiform neurofibroma localized at buccal region without any other manifestation or family history of neurofibromatosis type 1.

10.A unique case of cervical osteochondroma causing dysphagia
Ajay Gulati, Amit Mittal, Rikki Singal, Samita Gupta, Varun Garg
PMID: 23834138  doi: 10.5606/kbbihtisas.2013.41736  Pages 246 - 248
Servikal osteokondrom, nadir görülen bir hastalıktır. Hastalık tek başına veya multipl ekzostoz veya herediter multipl ekzostoz olarak görülebilir. Bu yazıda üç ve dördüncü servikal vertebradan köken alan, servikal osteokondrom tanısı konulan 22 yaşında erkek bir olgu sunuldu.
Osteochondroma of the spine is a rare condition. It may present in solitary form or with multiple exostoses or hereditary multiple exostoses. In this article, we report a 22-year-old male case who was diagnosed with cervical osteochondroma, originating from the third and fourth cervical vertebra.

LookUs & Online Makale